Dalı Kesmeden Uçamazsın: Konfor Alanından Çıkmanın Tam Zamanı
Günlerden bir gün, bir krala iki görkemli şahin hediye edilir. Kral, hayatı boyunca böyle asil ve ihtişamlı kuşlar görmemiştir. Bu değerli kuşları eğitmesi için saraya en iyi şahin eğiticisini çağırır.
Aylar geçer…
Şahinlerden biri gökyüzünde özgürce süzülürken, diğeri saraya geldiği ilk günden beri aynı dalın üzerinde durmaktadır. Ne kanat çırpar ne de uçmaya niyet eder.
Kral endişelenir. Ülkenin en iyi eğiticileri bir bir çağrılır. Yöntemler değişir, sabır gösterilir, telkin edilir… Ama sonuç değişmez. Şahin, dalından ayrılmaz.
Sonunda ülkede denenmemiş tek bir eğitici kalır. O da saraya getirilir.
Ertesi sabah kral pencereden dışarı baktığında hayretler içinde kalır: İki şahin de gökyüzünde muhteşem bir şekilde uçmaktadır. Hemen eğiticiyi çağırır ve sorar:
"Nasıl başardın bunu? Onca kişi denedi, kimse uçuramadı. Sen ne yaptın?"
Eğitici sakin bir şekilde cevap verir:
"Çok basit, Kralım. Sadece üzerinde durduğu dalı kestim."
Konfor Alanı: Görünmez Ama Çok Gerçek Bir Güvenlik Alanı
Bu hikâyeyi ilk okuduğumda içim sızladı. Çünkü o şahinin kim olduğunu çok iyi biliyorum. Sen de biliyorsundur.
Çoğumuzun kanatları var. Yeteneklerimiz, hayallerimiz, bir şeyleri yapabileceğimize dair içimizde sakladığımız o küçük ama ısrarcı ses var. Ama aynı zamanda üzerinde durduğumuz bir dal da var:
- Garanti ama tatmin etmeyen bir iş
- Sürekli ertelenen bir hayal
- "Ya başarısız olursam?" diye başlayan bir düşünce döngüsü
- Alışkanlık haline gelmiş, artık sorgulamadığımız bir konfor
Psikoloji literatüründe bu durum çok iyi tanımlanmış. Abraham Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinden bu yana araştırmacılar, insanın güvenli ve tanıdık olana yönelme eğiliminin evrimsel kökleri olduğunu söylüyor. Yani bu sadece bir karakter zayıflığı değil; beynimizin bizi koruma biçimi. Tanıdık olan güvenlidir. Bilinmeyen ise tehdit.
Ama şunu da biliyoruz: Gelişim, hemen hemen her zaman güvenli alanın biraz dışında başlar.
Hazır Hissetmeyi Bekliyoruz, Ama O Gün Gelmiyor
Şunu fark ettim; çoğumuz "hazır olduğumuzda" başlayacağız diye bekliyoruz. Doğru zaman, doğru koşullar, doğru his…
Ama o his gelmiyor. Çünkü hazır hissetmek, çoğu zaman hareketten önce değil, hareketin içinde oluşuyor.
Bunu bir düşün: Yüzmeyi öğrendiğinde suyun içine girmeden önce mi hazır hissettin? Annelik ya da babalığa ilk adım attığında gerçekten "artık hazırım" dedin mi? Büyük ihtimalle hayır. Ama yine de yaptın. Ve öğrendin. Ve büyüdün.
İşte tam da burada o dalın önemi ortaya çıkıyor. Bazen bizi tutan şey koşullar değil, koşulların değişmesini bekleme alışkanlığının ta kendisi oluyor.
Dalı Kesmek Ne Demektir?
Burada çok önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum: Dalı kesmek, sorumsuzca risk almak ya da her şeyi bir anda silip süpürmek demek değil.
Dalı kesmek çok daha sessiz, çok daha içsel bir şey.
Ertelemeyi bırakmaktır. O blog yazısını, o kursu, o telefonu bir gün daha sonraya atmamaktır.
Hazır hissetmeyi beklememektir. Mükemmel koşulların oluşmasını değil, şu anki koşullarla harekete geçmeyi seçmektir.
Kontrolü kendine almaktır. "Zaten böyleyim" ya da "değişemem" yerine "bu benim seçimim" diyebilmektir.
Konforu değil büyümeyi seçmektir. Her gece aynı dizi, her sabah aynı şikayet, her yıl aynı pişmanlık döngüsünden çıkmaya karar vermektir.
Bazen tek bir net karar, yıllarca süren bekleyişten daha güçlü ve daha dönüştürücü olabiliyor. Sosyal psikolog Amy Cuddy'nin araştırmaları da bunu destekliyor: Küçük ama kararlı eylemler, zamanla özgüven ve kimlik algısını köklü biçimde değiştirebiliyor.
Peki Sizi Tutan Dal Ne?
Sana karşı dürüst olmak istiyorum: Bu soruyu kendime de sordum.
Bazen dal bir mükemmeliyetçiliktir. Çok iyi olmadan paylaşamamak, başlayamamak, gösterememek. Bazen dal başkalarının ne düşündüğü korkusudur. Bazen yıllarca süren bir "ama ya…" cümlesidir.
Şimdi bir dakika dur. Gerçekten dur.
Ve kendine şu soruyu sor: Benim dalım ne?
Cevap bazen hemen gelir. Bazen üç gün boyunca aklınızın bir köşesinde dolaşır. İkisi de tamam. Önemli olan soruyu sormak.
Uçmak Her Zaman Muhteşem Görünmez, Ama Her Zaman Değer
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Uçmak her zaman dramatik bir an olmayabilir. Büyük bir sıçrayış, alkış tufanı, anında gelen başarı olmayabilir.
Çoğu zaman uçmak şöyle görünür: Sabah biraz daha erken kalkmak. O mesajı sonunda göndermek. Küçük ama kararlı bir evet demek.
Ama şunu unutmayın:
"Senin almaya cesaret edemediğin riskleri alanlar, senin yaşamak istediğin hayatı yaşarlar."
O şahin yıllarca güçlüydü. Kanatları hep oradaydı. Sadece bir şeye ihtiyacı vardı: Dalının kesilmesine izin vermek.
Belki bugün senin için de o gün.
Yorumlar