TANIDIK BİR SAHNE
Birinin hayatına bakıyorsun.
Başardıklarına, sahip olduklarına, yaşadığı hayata…
İçinde hafif bir sıkışma oluyor.
Adını koymak zor:
Kıskançlık mı bu, imrenme mi, yoksa daha sert bir şey mi?
Belki de asıl soru şu:
“Bende neden yok?”
Modern hayat, özellikle de sosyal medya, bu soruyu bize defalarca sorduruyor.
Ve çoğu zaman bu soruyla birlikte gelen duyguyu doğru adlandıramıyoruz.
Oysa kıskanma, imrenme ve haset aynı şey değil.
Aralarındaki farkı bilmek, bu duyguların bizi yönetmesini değil, bize bilgi vermesini sağlar.
KISKANMA VE İMRENME AYNI ŞEY Mİ?
Günlük dilde bu iki kelime sık sık birbirinin yerine kullanılır.
Ama psikolojik olarak farklı yerlere işaret ederler.
İmrenme:
Bir başkasında gördüğün bir özelliği, başarıyı ya da imkânı istemek
“Ben de yapabilirim” hissini içinde barındırır
Hedef gösterir
İmrenme, temelde yukarı bakar ama yıkıcı değildir.
Doğru okunduğunda motive edici olabilir.
Kıskanma:
Sahip olduğun ya da olabileceğini düşündüğün bir şeyin elinden gideceği korkusu
Daha çok ilişkisel bir duygudur
Kaybetme ihtimaliyle tetiklenir
Kıskanma, çoğu zaman güvensizlikle değil, değer görme ihtiyacıyla bağlantılıdır.
PEKİ YA HASET? NEDEN DAHA YIKICI?
Haset, imrenmeden farklıdır.
Çünkü sadece “istemek” ile kalmaz.
Hasette şunlar vardır:
Karşısındakinin sahip olduğunun yok olmasını dileme
“Bende yoksa onda da olmasın” düşüncesi
Gizli bir öfke
Haset, kıyasın zehirli hâlidir.
Çünkü hedef artık gelişmek değil, karşıdakinin eksilmesidir.
Bu yüzden haset:
İlişkileri içten içe bozar
Kişiyi kendi yolundan uzaklaştırır
Sürekli bir huzursuzluk üretir
SOSYAL KARŞILAŞTIRMA KÜLTÜRÜ: BU DUYGULAR NEDEN BU KADAR ARTTI?
İnsan kendini her zaman başkalarıyla karşılaştırdı.
Ama bugün bu karşılaştırma:
Sürekli
Filtrelenmiş
Seçilmiş anlar üzerinden
yapılıyor.
Sosyal medya, bize başkalarının sonuçlarını, kendi süreçlerimizi gösteriyor.
Bu da şu duyguyu besliyor:
“Herkes ilerliyor, ben geride kaldım.”
Bu duygu bireysel bir eksiklikten çok, kültürel bir yan üründür.
“BENDE NEDEN YOK?” SORUSUNUN PSİKOLOJİSİ
Bu soru çoğu zaman şu anlamlara gelir:
Yeterince iyi değil miyim?
Yanlış bir yol mu seçtim?
Görülmüyor muyum?
Yani soru, nesneden çok benlik değerine dokunur.
Bu yüzden bu duygular:
Sadece sahip olunanlarla ilgili değil
Değer görme ve anlam bulma ihtiyacıyla ilgilidir
BU DUYGULARIN OLUMSUZ YÖNLERİ
Kontrolsüz kaldığında:
Sürekli kendini başkalarıyla ölçme
İçten içe öfke biriktirme
Kendi potansiyelini görmezden gelme
Hayattan keyif alamama
Ama bu, bu duyguların “kötü” olduğu anlamına gelmez.
BU DUYGULARI NASIL OKUYABİLİRİZ?
İmrenmeyi Motivasyona Çevirmek
“Bende neden yok?” yerine
“Ben ne istiyorum?” diye sormak
İmrenilen şeyin yolunu ve bedelini görmek
Kıskançlığı İçsel Sinyal Olarak Okumak
Kıskandığın yerde çoğu zaman bir ihtiyaç vardır
Görülme, değerli hissetme, güvende olma ihtiyacı
Duygu bastırıldığında değil, anlaşıldığında etkisini kaybeder.
🟨 KENDİNE SOR
Bu duyguyu en çok kimlerin yanında hissediyorum?
Bu duygu beni geliştirmeye mi çağırıyor, durduruyor mu?
Bu duyguyu susturmak yerine dinlesem bana ne söylerdi?
Bu yazıdaki karşılaştırma temelli duygular, bir sonraki yazıda ele alacağımız utanç, suçluluk ve yetersizlik duygularının zeminini oluşturur.
Çünkü kıyas, çoğu zaman duygunun kendisinden çok kendilik algısını yaralar.