- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Geçen hafta zihnimizdeki cam tavanlardan konuştuk; o hayali sınırları, kendimize çizdiğimiz görünmez çizgileri. Bu hafta ise farklı ama bağlantılı bir sese kulak vermek istiyorum. O ses şöyle diyor:
"Benim yaptığım küçük bir şeyden ne olur ki?"
"Dünya bu kadar karışıkken ben neyi değiştirebilirim?"
"Bir kişiye iyilik yapsam ne değişecek ki?"
Bu ses tanıdık geliyor, değil mi? Zaman zaman hepimizin içinde yankılanıyor. Bazen yorgunluktan, bazen hayal kırıklığından, bazen de etrafa bakıp her şeyin çok büyük göründüğü o bunaltıcı anlardan çıkıyor.
Bugün bu sese bir hikayeyle cevap vermek istiyorum. Çok sevdiğim, yıllar önce ilk okuduğumda içimde bir şeyleri yerinden oynatan bir hikaye. Belki siz de daha önce duymuşsunuzdur; ama bazı hikayeler ne kadar çok duyulursa duyulsun, her seferinde yeni bir katmanıyla konuşur insanla.
Sahildeki Yaşlı Adam
Bir gün yazı yazmak için okyanus kıyısına giden bir yazar, sabahın erken saatlerinde sahilde yürürken uzakta bir adamın dans eder gibi hareketler yaptığını fark eder. Merakla yaklaşır. Biraz daha yaklaşınca anlar: Adam dans etmiyor. Sahile vuran deniz yıldızlarını birer birer alıp denize fırlatıyor.
Yazar şaşkınlıkla sorar:
"Neden bu deniz yıldızlarını denize atıyorsunuz?"
Yaşlı adam başını kaldırmadan cevap verir:
"Güneş yükseldi ve sular çekiliyor. Onları suya atmazsam susuzluktan ölecekler."
Yazar etrafına bakar. Kilometrelerce uzanan sahil boyunca binlerce deniz yıldızı kıyıya vurmuş durmaktadır. Gülümser ve der ki:
"Ama bu sahilde binlerce deniz yıldızı var. Hepsini kurtarmanıza imkân yok. Ne fark eder ki?"
Yaşlı adam eğilir. Bir deniz yıldızını daha alır, elinde bir an tutar ve denizin derinliklerine fırlatır. Sonra yazara döner ve şöyle der:
"Bunun için çok şey fark etti."
"Ne Fark Eder Ki?" Sorusunun Tuzağı
Bu soruyu ilk duyduğumuzda mantıklı geliyor. Hatta dürüst geliyor. Sahil gerçekten kilometrelerce uzanıyor, deniz yıldızları gerçekten binlerce. Yaşlı adam gerçekten hepsini kurtaramayacak.
Ama bu soru aslında çok sinsi bir tuzak kuruyor zihnimizde.
Çünkü "hepsini yapamam" ile "hiçbirini yapmam" arasında devasa bir fark var. Ve biz çoğu zaman birincisinin hayal kırıklığıyla ikincisine geçiş yapıyoruz farkında bile olmadan.
Tüm açları doyuramam, o zaman bu bir kişiye yemek götürmeyeyim. Tüm sokak hayvanlarını besleyemem, o zaman şu köşedekine de su koymayayım. Tüm yorgun insanları dinleyemem, o zaman bu yorgun dosta da "nasılsın, gerçekten nasılsın?" diye sormayayım.
Bu mantık çok yaygın. Ve çok yıkıcı.
Çünkü sonunda elimiz boş kalıyor, içimiz de öyle.
Bir Sofra, Bir Hırka, Bir Söz
Kadınların hayatına baktığımızda, bu küçük dokunuşların ne denli büyük izler bıraktığını görüyoruz.
Bilirsiniz, bazen bir sofra kurarız; "alt tarafı bir yemek" deriz. Ama o sofra bir dostun gönlünü alır, o dostun o gece kendini yalnız hissetmemesini sağlar.
Bir hırka öreriz; "sıradan bir örgü" deriz. Ama o hırka bir çocuğu ısıtır, o çocuk o kışı hatırlarken sıcak bir elin dokunuşunu hatırlar.
Bir komşuya kapıda rastlarız, "iyi misin?" diye sorarız içten. O komşu belki haftalar sonra size şunu söyler: "O gün çok zordu, sizin sorunuz iyi geldi."
Bunların hiçbirini yaparken "ben şimdi bu insanın hayatını değiştiriyorum" diye düşünmüyoruz. Küçük görünüyor çünkü. Sıradan görünüyor. Ama o iyiliği alan kişi için sıradan değil. O kişi için o an, o deniz yıldızının denize kavuştuğu andır.
Küçüklük Bir Yanılsamadır
Şunu düşünelim: Hayatınızda sizi derinden etkileyen, size iyi gelen, hâlâ içinizi ısıtan bir anı var mı? Biri size bir şey söyledi, bir şey yaptı, bir anda yanınızda oldu...
Şimdi bir sorun: O an, o kişi için büyük bir fedakârlık mıydı?
Büyük ihtimalle hayır. Belki birkaç dakikasını ayırdı. Belki birkaç kelime söyledi. Belki sadece orada, o anda sizinle kaldı.
Ama siz o anı hâlâ taşıyorsunuz.
İşte bu yüzden "küçük" bir yanılsamadır. Vericiye küçük görünen şey, alıcıya büyük gelir. Bunu ölçecek bir terazimiz yok. Ve bu belirsizlik, aslında en güzel şey; çünkü sıradan bir gününüzde, farkında bile olmadan birisinin hayatına derin bir iz bırakabilirsiniz.
Ama Ben de Yorgunum
Burada durup dürüst olmak istiyorum.
"Sürekli ver, sürekli iyi ol, sürekli başkalarını düşün" mesajı bazen bıktırıcı gelebiliyor. Özellikle kendi yükü ağır olan, kendi deniz yıldızlarıyla uğraşan biri için.
Haklısınız.
Boş bir testiden su dökülmez. Kendinize bakmadan, kendinizi beslemeden başkalarına veremezsiniz; ya da verirsiniz ama bu verme sizi tüketir, bir süre sonra hem siz yorulursunuz hem de verdiğiniz şey içten gelmez.
Bu yüzden bu yazıdaki mesaj "kendini feda et, hep ver" değil.
Mesaj şu: Güçlü olduğunuz anlarda, eliniz müsait olduğunda, içinizden geldiğinde küçük bir iyilikten çekinmeyin. "Ne fark eder ki?" diye geçiştirmeyin. O küçük dokunuşu küçümsemeyin.
Çünkü o an, o kişi için çok şey fark edebilir.
Duyarlı Bir Kalp, Kahraman Olmaktan Güçlüdür
Toplumda "değişim yaratan insanlar" deyince aklımıza hep büyük isimler gelir. Tarihe geçenler, konuşmalar yapanlar, hareketler başlatanlar.
Ama asıl değişim çoğu zaman isimsiz ellerde taşınır.
Yemeğini komşusuyla paylaşan kadında. Sokaktaki kediyi her gün besleyen çocukta. Hasta bir akrabasının yanında saatlerce oturan, bir şey söylemeden sadece orada olan insanda.
Bunlar kahraman değil mi?
Ben öyle düşünmüyorum; yani kahraman kelimesi bile küçük kalıyor bazen. Çünkü kahramanlar büyük sahnelerde parlar, ama bu insanlar hiç sahneye çıkmadan, alkış beklemeden, kimse görmese de yapıyor bunu. Sadece içlerinden geliyor diye.
Dünyayı değiştirmek için büyük bir güce, ünlü bir isme ya da devasa kaynaklara ihtiyaç yok. Sadece duyarlı bir kalbe, açık bir göze ve uzanmaya hazır bir ele ihtiyaç var.
Senin Deniz Yıldızın Kim?
Bugün bir durun. Sadece bir dakika.
Çevrenize bakın. Evinizde, mahallenizde, hayatınızın bir köşesinde, sizin elinizi uzatmanızı bekleyen bir "deniz yıldızı" var mı?
Belki yaşlı bir komşu. Belki yorgun bir anne arkadaşı. Belki haftalar önce "görüşelim" deyip bir türlü arayamadığınız bir dost. Belki bir hayvan. Belki kendiniz.
O deniz yıldızını fark ettiğinizde, "ne fark eder ki?" demeyin.
Eğilin. Alın. Denize fırlatın.
İyilik Halkamızı Genişletelim
Haftaya, maskelerimizin arkasına bakacağımız, hayatımızda oynadığımız rolleri konuşacağımız Persona kavramıyla devam edeceğiz.
Ama bu haftayı bir soruyla kapatmak istiyorum:
Sizin hayatınızda, küçük bir dokunuşuyla büyük iz bırakan biri oldu mu? Ya da bugün, birine "fark yaratacak" bir iyilik yapmayı düşünüyor musunuz?
Yorumlarda buluşalım. İyilik halkamızı birlikte genişletelim. 🌟
Sevgiyle ve iyilikle kalın.
duyarlı olmak
günlük hayatta iyilik
ilham veren hikayeler
iyilik yapmanın gücü
kadın ve anlam
küçük iyilikler büyük fark yaratır
sahildeki deniz yıldızı hikayesi
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar