Mayıs'ın ikinci pazar günü takvime düştüğünde içimde garip bir his belirir. Ne tam sevinç, ne tam hüzün — ikisi arasında bir yerde, göğsün ortasında oturan türden bir his. Annelik böyle bir şey zaten: tarif etmesi güç, ama bedeninizin her yerinde hissettiğiniz.
Bugün sizinle hem Anneler Günü'nün nereden geldiğini konuşmak, hem de bu anlamı biraz daha derinlemesine düşünmek istiyorum. Ve yazının sonunda… orada bekleyen küçük bir sürprizim var. İki küçük insan için.
Anneler Günü Bir Çiçek Satıcısının İcadı Değil
Pek çok kişi Anneler Günü'nü ticari bir gün olarak görür — ve açıkçası bu yargının hakkı da yok değil. Ama işin başına gittiğimizde bambaşka bir hikâyeyle karşılaşıyoruz.
1908 yılında Amerikalı bir kadın olan Anna Jarvis, vefat eden annesi Ann Reeves Jarvis'in anısına özel bir anma günü düzenler. Annesi yıllarca savaş sonrası yaralar saran, toplumu iyileştirmeye çalışan bir kadındır. Anna, annesinin beyaz karanfilleri sevdiğini bildiği için törende herkese beyaz karanfil dağıtır. Bu basit jest, kısa sürede tüm Amerika'ya yayılır ve 1914'te dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson Anneler Günü'nü resmi tatil ilan eder.
Ama işte ironik olan kısım şu: Anna Jarvis, günün ilerleyen yıllarında bu kutlamanın ticarileşmesine o kadar öfkelenir ki, kutlamayı iptal ettirmek için mahkemeye bile başvurur. "Annenize kart göndermek yerine ona mektup yazın," der. "Zaman ayırın. Gerçek olun."
Yüz yıl sonra hâlâ aynı soruyla baş başayız.
Türkiye'de Anneler Günü
Ülkemizde Anneler Günü kutlamaları 1950'li yıllarda başlar ve zamanla okullar, aileler ve medya aracılığıyla toplumun her kesimine yayılır. Mayıs'ın ikinci pazar günü olarak benimsenen bu tarih, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor.
Türk kültüründe annelik zaten kutsal bir yer tutar — bunu söylemek klişe gelse de, annenizin ellerini düşündüğünüzde o klişenin ne kadar gerçek olduğunu bilirsiniz. Kırışmış, yorgun ama hep sıcak eller. Bizim kültürümüzde anneler için ayrı bir gün gerekmez aslında; ama bu günün bize verdiği şey şu: durma izni. Koşturmacadan bir an için çıkıp "sen bu dünyanın en önemli işini yapıyorsun" diyebilme fırsatı.
Annelik: Tarif Edemediğim Şeyler Üzerine
Ben anneliği düşündüğümde aklıma hep o ilk anlar geliyor. İlk kez o küçük elleri tuttuğumda ne hissettiğimi. O güne kadar hayatımda pek çok şey yaşamıştım — ama bu bambaşkaydı. Sanki biri içimde yeni bir oda açmıştı; daha önce var olduğunu bile bilmediğim bir oda.
Annelik bana sabrı öğretti — ya da daha doğrusu, sabrımın sınırlarını öğretti ve o sınırların çok ötesine geçmeyi. Bana uyku yoksunluğuyla gülmeyi öğretti. Bana "yeterince iyi anne" kavramıyla barışmayı öğretti; çünkü mükemmel anne diye bir şey yoktur, sadece seven anne vardır.
Ama anneliğin bana öğrettiği en büyük şey şu oldu belki de: Bir insanın size ihtiyaç duyması, sizi hem özgür kılar hem de köle eder. Ve buna gönüllü olarak "evet" demek, dünyanın en bilinçli kararıdır.
Bu Günü Nasıl Geçirmek İstersiniz?
Anna Jarvis'in yüz yıl önce söylediği şeyi ben de size söylüyorum: Bu günü sadece bir hediyeyle geçirmeyin.
Annenizi arayın. Uzun uzun konuşun. Ona çocukken sizi nasıl büyüttüğünü sorun — belki hiç sormadınız. Bir anınızı paylaşın. Ya da sadece "seni seviyorum, bunu söylemek istedim" deyin; üç kelime, ama bazen bir ömürlük anlam taşır.
Ve eğer siz de bir anneyseniz— kendinize de bu günden bir pay ayırın. Bir fincan çay, sessiz bir köşe, yarım saatlik bir kitap. Bunu hak ediyorsunuz.
Tayga ve İzgi'ye: Annenizden Bir Mektup
✦ ✦ ✦
Biricik Tayga'm, Biricik İzgi'm,
Sizi düşündüğümde her zaman aynı şeyi hissediyorum: göğsümün ortasında sıcak, ağır ve tatlı bir şey. Bunu başka türlü tarif edemiyorum. Belki de bazı duygular kelimelere gerçekten sığmıyor.
Tayga, sen bu dünyaya geldiğinde anneliğin ne demek olduğunu ilk kez öğrendim. O kadar küçüktün, o kadar mükemmeldin ki. Gözlerini açıp bana baktığın o ilk an — o bakış hâlâ içimdedir. Büyüdükçe seni izledim; merakını, düşüncelerini, sorularını. Sen bana her gün bir şey öğretiyorsun, biliyor musun? Bazen farkında bile olmadan.
İzgi, sen ise geldiğinde içimde zaten var olduğunu bilmediğim o odanın bir kapısını daha açtın. Gülen gözlerin, o enerjin, her şeye verdiğin tam ve saf tepkiler — sen hayatın en saf hâlisin benim için. Seni izlemek, dünyanın hâlâ güzel olduğunu hatırlatıyor bana.
Tayga'ya
Güçlü olmak, sert olmak değildir.
Dünya sana "erkek gibi dur, erkek gibi konuş" diyecek. Ağlama, kırılma, ihtiyacını belli etme diyecek. Ama gerçek güç tam da şurada saklı: içindeki fırtınayı tanımakta, ona isim vermekte ve yine de ilerlemeye devam etmekte. Bu zayıflık değil — cesaret. Duygularından utanma. Onlar seni insan yapan şeyler.
Hata yapacaksın. Bu seni bitirmez.
Yanılacaksın. Bazen insanları kıracaksın, bazen kendini. Verdiğin kararlardan pişman olacaksın. Ben de öyle oldum — herkes öyle oluyor. Ama şunu bil: hatanın büyüklüğü değil, onun ardından ne yaptığın seni tanımlar. Özür dileyebilmek güç ister. Tekrar denemek de. Sen bunu yapabilirsin.
Her sevdiğini tutmaya çalışma.
İnsanlar hayatına girip çıkacak. Arkadaşlıklar dönüşecek, bazen bitecek. Bunu engelleyemezsin ve engellemeye çalışmak seni yorar. Bazı insanlar belirli bir mevsime aittir hayatının — yaz arkadaşları gibi. Onları güzelce uğurla. Kalanlara daha çok yer aç.
Para önemlidir — ama her şey değildir.
Paranı ciddiye al, küçümseme, nasıl kullanacağını öğren. Ama hayatının tek ölçütü yapma. Sabah uyandığında gitmek istemediğin bir işte, sevmediğin insanlarla, sadece para için yıllarını harcama. Denge zor ama mümkün. Onu ara.
Yalnız kalmaktan korkma.
Kendi başına oturabilmek, kendi sesinle düşünebilmek, kendi şirketinden hoşlanabilmek — bu, ömür boyu işine yarayacak bir beceri. Yalnızlık ceza değil. Bazen en derin dinlenme oradadır.
✦
İzgi'ye
Sen bir süs eşyası değilsin.
Güzel hissetmek de güzel — ama sen bundan çok daha fazlasısın. Merakın, soruların, bir şeyi öğrendiğinde gözlerindeki ışık, arkadaşlarına verdiğin destek — bunlar senin en güzel yanların. Sadece görünüşün için değil, olduğun kişi için sevilmeyi hak ediyorsun.
"Hayır" demek, kötü bir şey değil.
Bazen istemediğin bir şeyi yapmak zorunda hissedeceksin — çünkü herkes yapıyor, çünkü kırıcı görünmek istemiyorsun. Ama istemediğin bir şeye "hayır" diyebilmek seni korur. Bunu yaparken özür dilemene gerek yok.
Başkasıyla kendini kıyaslama.
Sınıfta biri senden daha hızlı koşuyor, biri daha güzel resim yapıyor olabilir. Bu normal. Sen de onların yapamadığı şeyleri yapıyorsun — belki henüz fark etmedin. Başkasına bakmak yerine dünkü kendine bak. Dünden biraz daha iyi misin? İşte bu daha önemli.
Sevilmek için asla kendinden vazgeçme.
Bazen bir gruba girmek, sevilmek, kabul görmek için farkında olmadan kendini değiştirmeye başlarsın. Ama unutma seni gerçekten seven arkadaşlar tam seni severler — değiştirilmiş halini değil.
✦
İkinize Birden
Dürüstlük bazen bedeli ağır olan bir şeydir. Yine de onu seçin.
İnsanlar zaman zaman sizden duymak istedikleri şeyi söylemenizi bekleyecek. Ama gerçeği söylemenin ne kadar kıymetli olduğunu göreceksiniz büyüdükçe. Kibarca ama net. Sevgiyle ama dürüstçe.
Merak edin. Hep merak.
Kitap okuyun. Yabancı insanlarla konuşun. Bilmediğiniz şehirlere gidin. Soru sorun — çünkü cevaptan daha çok şey öğretir bazen soru sormak. Dünyanın büyüklüğü sizi korkutmasın. Sevindirsin sizi.
Anneniz her şeyi bilmez — ama sizi tanır ve her zaman burada.
Bir gün gelecek, "sen ne anlarsın" diyeceksiniz. Belki haklı olacaksınız. Ben de yanılırım, kendi korkularımı size yansıtırım, bazen sınırları yanlış çizerim. Ama kapı her zaman açık. Her zaman gelebilirsiniz. Yargılamadan.
Hayatta bir gün fark edeceksiniz ki insanlar, en çok parlamaya başlayan ışıklara bakar — kimi hayranlıkla, kimi de gözlerini kısarak. Başardığınız her şey için size sevinmek yerine susuverenler olacak, çabanızı küçümseyen bir söz fısıldayanlar, hatta sessizce çekip gidenler. Ama şunu bilin: kıskançlık, sizin büyüklüğünüzün değil, onların iç dünyalarındaki darlığın bir yansımasıdır. Siz yolunuza devam edin — çünkü bir çiçek, onu kıskanan dikenler yüzünden açmaktan vazgeçmez. Başarınız size emanet, o emanete sahip çıkmak da sizin en güzel sorumluluğunuz.
Ve her şeyden önce, ve en önemlisi:
Ben her gün mükemmel bir anne olamıyorum. Bazen yoruluyorum, bazen sabırsızlanıyorum, bazen keşke farklı yapsaydım diyorum. Ama şunu bilmenizi istiyorum: Sizi sevmek, hayatımda hiç zorlanmadığım tek şey. O hiç değişmedi, hiç değişmeyecek.
İkiniz de sevilmeyi hak ediyorsunuz — tam olarak şu halinizle. Daha büyüdüğünüzde değil, daha başarılı ya da daha sakin ya da daha "kolay" biri olduğunuzda değil. Şu an, bu yaşlarınızda, bu sorunlarınızla, bu hatalarınızla ve bu güzelliklerinizle. Sizi sevmek için bir sebep aramıyorum. Siz, zaten sebebin ta kendisinizsiniz.
Büyüyün. Özgür olun. Kendiniz olun. Ve ne zaman ihtiyaç duyarsınız hep burada olduğumu bilin.
Sizi çok seviyorum.
Anneniz 🌸
Bu yazıyı okuyorsanız ve siz de bir anne ya da çocuğuysanız — bugün birine "seni seviyorum" demek için iyi bir gün. Geç değil, tam zamanı.

Yorumlar