- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Bir gün bir arkadaşım çocuğuyla konuşurken ilginç bir sahneye tanık oldum. Küçük ödevini yaparken takılmıştı, annesine sordu. Annesi de farkında olmadan "Hep aynı şey, matematikte hiç iyi değilsin" dedi. Çok sıradan bir cümle, belki de sabahtan beri yorgundu, belki de gerçekten öyle düşünüyordu. Ama o cümle öylece havada kaldı ve ben duraksadım. Ya o çocuk buna inanırsa?
İşte tam da bu yüzden bugün kendini gerçekleştiren kehanet (self fulfilling prophecy) denen o tuhaf ama son derece gerçek psikolojik olgudan bahsetmek istiyorum.
"Düşünce Gerçeği Yaratır" Sadece Motivasyon Lafı Değil
Belki siz de bu tür sözleri duyduğunuzda biraz şüpheyle karşılıyorsunuzdur. Ben de eskiden öyle yapardım. "Olumlu düşün, olumlu şeyler gelsin" derken aslında bilimsel bir gerçeğe mi dokunulduğunu hiç düşünmemiştim.
Ama öyle. Kendini gerçekleştiren kehanet, bir kişinin bir durum hakkında sahip olduğu beklentinin, davranışlarını etkileyerek o beklentiyi gerçeğe dönüştürmesi demek. Başlangıçta doğru olmayan bir düşünce bile, insanı o doğrultuda hareket ettirdiğinde zamanla gerçek hale geliyor.
Çok basite indirgeyerek anlatayım: Bir sınava girmeden önce "Kesin başarısız olacağım" diye düşünen biri nasıl davranır? Muhtemelen daha az çalışır. Soruları okurken erken pes eder. Zamanı iyi yönetemez. Ve sonunda… gerçekten başarısız olur. Ama bu başarısızlığın nedeni yeteneğin yetersizliği mi, yoksa o başlangıç düşüncesi mi?
Bu Fikir Nereden Çıktı?
Kavramı ilk kez 1948 yılında Amerikalı sosyolog Robert K. Merton ortaya atmış. Merton'a göre insanlar bir durumu gerçek olarak tanımladıklarında, o tanımın sonuçları da gerçek hale geliyor. Yani beklentiler yalnızca kafamızın içinde kalmıyor; davranışlarımızı ve çevremizle kurduğumuz ilişkileri de doğrudan şekillendiriyor.
Merton bunu çok çarpıcı bir örnekle açıklıyor: Bir bankanın battığına dair tamamen asılsız bir söylenti çıkıyor. İnsanlar panikliyor ve hemen paralarını çekmeye koşuyor. O kadar çok kişi aynı anda parayı çekmeye kalktığında banka gerçekten sıkıntıya düşüyor. Başta yanlış olan bir beklenti, insanların davranışları yüzünden gerçeğe dönüşüyor.
Bu örneği ilk duyduğumda durakladım. Toplumsal olarak bu kadar güçlü bir etki yaratabiliyorsa, bireysel olarak da o kadar derine işliyor olmalı…
Eğitim alanındaki yansıması ise daha da ilginç. 1968 yılında psikologlar Robert Rosenthal ve Lenore Jacobson bir araştırma yapıyor. Öğretmenlere bazı öğrencilerin o yıl büyük bir gelişim göstereceği söyleniyor. Gerçekte bu öğrenciler rastgele seçilmiş, hiçbir özelliği yok. Ama öğretmenlerin yüksek beklentisi o çocukların üzerinde gerçekten etkisini gösteriyor ve performanslarında belirgin bir artış gözlemleniyor. Bu etki daha sonra Pygmalion Etkisi olarak adlandırılıyor. Adını Yunan mitolojisindeki, yarattığı heykele âşık olan ve sonunda o heykel canlandı diye inanan heykeltıraştan alıyor. Bir bakıma, güçlü bir inanç gerçekliği yeniden şekillendiriyor.
Döngü Nasıl İşliyor?
Şöyle bir yol izliyor bu süreç:
Önce bir inanç ya da beklenti oluşuyor. "Ben topluluk önünde konuşamam." "Bu çocuk çok hırslı." "Kimse benim fikirlerimi ciddiye almıyor."
Sonra bu beklenti farkında olmadan davranışları etkiliyor. Topluluk önünde konuşamayacağına inanan biri sunum yapılacaksa kaçınıyor, sözü kesildiğinde devam etmiyor, fırsatları reddediyor.
O davranışlar sonucu şekillendiriyor. Gerçekten az konuşan biri deneyim kazanamıyor ve giderek daha çok zorlanıyor.
Ve son olarak sonuç, başlangıçtaki inancı "doğruluyor." "İşte, dediğim gibi yapamıyormuşum."
Döngü kapanıyor. Ve ne acı ki, kendi kendini besliyor.
Çocuklarımıza Hangi Kehaneti Bırakıyoruz?
Bu noktada duruyorum ve uzun süre düşünüyorum. Çünkü anne olarak, en fazla burada bir şeyler yapabilme gücümüz var.
Bir çocuğa defalarca "Yaramazsın", "Dikkatsizsin", "Sen zaten yapamazsın" denildiğinde ne olur? Çocuk bunu bir süre sonra bir kimlik olarak benimsiyor. "Demek ki ben böyleyim" diye düşünüyor. Ve bu kimliğe göre davranıyor.
Tersi de aynı şekilde işliyor tabii.
"Biraz daha çalışırsan başarabilirsin" diyen bir anne, çocuğuna hem imkân tanıyor hem de çaba göstermenin değerini öğretiyor. "Hatalar öğrenmenin bir parçası" diyen bir öğretmen, çocuğun bir sonraki seferde tekrar denemesine zemin hazırlıyor.
Burada çok önemli bir fark var: Körü körüne "Sen mükemmelsin, her şeyi yapabilirsin" demek de sağlıklı değil. Çocuğun gerçekliğe bağlı ama destekleyici bir beklenti içinde büyümesi gerekiyor. Aşırı baskı yaratan beklentiler de kendine özgü hasarını bırakıyor.
Kendi Hayatımızda Ne Yapabiliriz?
Bu bilgiyi öğrendiğimden beri kendimi çok daha sık izler hale geldim. Özellikle şu soruyu soruyorum: "Bu düşündüğüm şey gerçek mi, yoksa bir varsayım mı?"
"Ben organize olamam" diyorsam, gerçekten hiç başaramadım mı? Yoksa bir gün başarısız oldum ve o günü genelledim mi?
Kendinize ya da çocuğunuza bir etiket yapıştırmadan önce durmak, o etiketi sorgulamak ve alternatif bir anlatı yazmak mümkün. Çok dramatik değişikliklere gerek yok. Bazen sadece dili değiştirmek yeterli.
"Ben yapamam" yerine "Henüz öğrenmedim." "O zaten böyle" yerine "Şu an bu şekilde davranıyor." "Kesin olmaz" yerine "Bir deneyelim bakalım."
Hangi Kehaneti Yazıyoruz?
Düşünceler sihirli değil. Ama davranışlarımızı şekillendiriyor, davranışlarımız da sonuçlarımızı. Bu kadar basit ve bu kadar derin.
Bir dahaki "Yapamam" ya da "O zaten öyle" dediğimiz anda durup sormaya değer: Acaba bu gerçek mi, yoksa ben mi yazdım bunu? Ve kimin için yazıyorum?
Çünkü bazen bir insanın — çocuğumuzun ya da kendimizin — önündeki en büyük engel, yeteneğin sınırları değil, ona inanıp inanmadığımızdır.
anne olmak
beklenti etkisi
çocuk yetiştirme
davranış
inanç
kendini gerçekleştiren kehanet
Kişisel Gelişim
olumlu düşünce
psikoloji
zihin gücü
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar