Kendi Hızında Büyümek: Eğrelti Otu ve Çınar Hikâyesi



Bazı insanlar hayatın çok erken dönemlerinde filizlenirler. Okulda başarılı olurlar, genç yaşta meslek sahibi olurlar, kısa sürede evlenirler, çocuk sahibi olurlar, kariyer basamaklarını hızla tırmanırlar. Bazıları ise daha uzun süre toprağın altında kalır. Ne yapacağını bulması, kendini tanıması, cesaretini toplaması ya da hayatının yönünü değiştirmesi yıllar alabilir. Oysa her iki yol da kendi hızında büyümek demektir.

Sonra bir gün etrafımıza bakar ve kendimize şu soruyu sorarız:

"Herkes ilerliyor da ben neden hâlâ aynı yerdeyim?"

Belki de sorun aynı yerde olmamız değildir. Belki de kendimizi yanlış ağaçla kıyaslıyoruzdur.

Çünkü bir çınarın büyüme biçimiyle bir eğrelti otunun büyüme biçimi aynı değildir. Biri gökyüzüne doğru yükselirken diğeri bulunduğu alanı yavaşça ve sessizce doldurur. Biri güçlü gövdesiyle dikkat çekerken diğeri zarif yapraklarıyla var olur.

Doğada kimse eğrelti otuna "Neden çınar kadar hızlı büyümedin?" diye sormaz.

İnsanlar ise birbirlerine bunu her gün soruyor.

Herkesin büyüme takvimi aynı değildir

Modern yaşam bize görünmez bir takvim sunuyor.

Şu yaşta okul bitmeli.

Şu yaşta iş bulunmalı.

Şu yaşta evlenilmeli.

Şu yaşta çocuk sahibi olunmalı.

Şu yaşta ev alınmalı.

Şu yaşta kariyer yapılmalı.

Şu yaşta ekonomik özgürlük kazanılmalı.

Şu yaşta artık "bir şey olmuş" olunmalı.

Bu beklentilerin tamamı bireyin gerçek ihtiyaçlarından kaynaklanmıyor. Bir bölümü kültürden, aileden, ekonomik sistemden, sosyal çevreden ve içinde yaşadığımız toplumun başarı tanımlarından besleniyor.

Sosyolojide bireyin davranışlarını yalnızca kişisel özellikleriyle açıklamak yerine, içinde bulunduğu toplumsal yapıyı ve normları da hesaba katmak gerekir.

Dolayısıyla bazen "Ben neden geride kaldım?" diye düşündüğümüzde aslında önce şu soruyu sormamız gerekir:

"Geride kaldığıma karar veren kim?"

Çünkü hayat bir yarış pistinden ibaret değil.

Çınar olmak zorunda değiliz

Çınar güçlüdür. Uzun yaşar, geniş bir alana yayılır, gövdesi kalınlaşır ve uzaktan bakıldığında kolayca fark edilir.

Fakat her bitkinin çınar olması gerekmez.

Eğrelti otu da kendi dünyasında son derece başarılıdır. Büyük bir gövde oluşturmaz. Gökyüzüne meydan okumaz. Fakat bulunduğu ortamın koşullarına uyum sağlar, kendi biçiminde gelişir ve bulunduğu alanı kendine özgü yapısıyla tamamlar.

İnsanların hayatları da böyledir.

Bir insanın başarısı başka bir insanın başarı ölçüsüyle değerlendirilemez. Birinin otuz yaşında ulaştığı noktaya diğerinin kırk beş yaşında ulaşması, ikinci kişinin başarısız olduğu anlamına gelmez.

Hatta bazen geç kalmış gibi görünen insan, aslında kendi hayatının ilk gerçek adımını atıyordur.

Çünkü hız ile gelişim aynı şey değildir.

Hızlı ilerlemek her zaman doğru yönde ilerlemek anlamına gelmez.

Sosyal karşılaştırma neden bu kadar yorucu?

İnsan sosyal bir varlıktır. Kendimizi değerlendirmek için zaman zaman başkalarına bakmamız doğaldır. Nitekim psikolog Leon Festinger'in 1954'te ortaya koyduğu sosyal karşılaştırma kuramı, insanların kendilerini değerlendirmek amacıyla başkalarıyla kıyaslama eğiliminde olduğunu açıklar.

Eskiden bu karşılaştırma çoğunlukla yakın çevremizle sınırlıydı.

Komşumuzun evi.

Kardeşimizin işi.

Arkadaşımızın çocuğunun başarısı.

Akrabamızın yaşam biçimi.

Bugün ise karşılaştırma alanımız neredeyse sınırsız. Telefonumuzun ekranında aynı anda onlarca insanın hayatına bakıyoruz.

Birinin yeni evi.

Bir başkasının tatili.

Bir başkasının kariyer başarısı.

Bir diğerinin fit görünümü.

Bir başkasının çocuğunun parlak karnesi.

Fakat burada önemli bir ayrıntıyı unutuyoruz:

Biz kendi hayatımızın tamamını, başkalarının hayatlarının seçilmiş görüntüleriyle karşılaştırıyoruz.

Bu nedenle sosyal medya yalnızca başkalarını görmemizi sağlamıyor; kendimizi nasıl değerlendirdiğimizi de etkileyebiliyor.

Görünmeyen kökler vardır

Bir ağaca baktığımızda yalnızca gövdesini ve dallarını görürüz. Oysa ağacın toprağın altında kalan kısmı da vardır.

İnsan hayatında da görünmeyen kökler bulunur.

Bir kişinin bugün neden olduğu yerde olduğunu anlayabilmek için yalnızca bugünkü sonucuna bakmak yeterli değildir. Çocukluğu, aldığı eğitim, ekonomik koşulları, ailesinin beklentileri, yaşadığı kayıplar, ilişkileri, fırsatları, korkuları ve kendisine verdiği izinler onun hikâyesinin parçalarıdır.

Bu nedenle başka bir insanın hayatıyla kendimizi karşılaştırırken aslında eşit koşulları karşılaştırmıyoruz. Bir çınarın gölgesinde yetişen bir ağacın hikâyesiyle açık alanda büyüyen bir ağacın hikâyesi aynı değildir.

İnsanlar için de durum benzerdir.

Bazen gelişim yavaş değildir.

Toprak ağırdır.

Geç açan çiçeklerin de mevsimi vardır

Hayatta bazı şeyleri erken öğreniriz. Bazılarını ise ancak yaşayarak.

Yirmili yaşlarımızda anlayamadığımız bir şeyi kırklı yaşlarımızda çok daha net görebiliriz.

Bazen yıllarca başkalarının beklentilerine göre yaşar, sonra bir gün kendi sesimizi duymaya başlarız.

Bazen yıllarca "başarılı olmalıyım" deriz ve aslında başarıdan ne anladığımızı hiç düşünmeyiz.

Bazen de başkalarının hayatını yaşarken kendi hayatımızı ertelediğimizi fark ederiz.

İşte o fark ediş de bir büyümedir.

Belki diploma değildir. Belki terfi değildir. Belki banka hesabında görünen bir rakam değildir.

Ama insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin değişmesidir.

Ve bu değişim dışarıdan görünmeyebilir. Tıpkı toprağın altında büyüyen kökler gibi.

Kendi hızını bulmak ne demektir?

Kendi hızında büyümek, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Tam tersine, insanın kendi gerçekliğini kabul ederek ilerlemesidir.

Bunun için kendimize birkaç soru sorabiliriz:

Ben gerçekten ne istiyorum?

Yoksa toplumun benden beklediğini mi istiyorum?

Şu anda hayatımın hangi alanında gelişmek istiyorum?

Kariyer mi, ilişkiler mi, sağlık mı, ekonomik bağımsızlık mı, zihinsel huzur mu?

Başkasının hayatında gördüğüm hangi şey bende eksiklik duygusu yaratıyor?

Ve en önemlisi:

O şeyi gerçekten istiyor muyum, yoksa sahip olan kişiye bakıp kendimi yetersiz mi hissediyorum?

Bu soruların cevapları birbirinden çok farklı olabilir. Çünkü bazen kıskandığımız şey aslında istediğimiz şey değildir.

Bazen başkasının hayatına baktığımızda hissettiğimiz rahatsızlık, bize kendi hayatımızdaki karşılanmamış bir ihtiyacı gösterir.

"Geç kaldım" düşüncesini yeniden düşünmek

"Geç kaldım" cümlesi insanın zihninde çok güçlü bir etkiye sahiptir. Çünkü bu cümle yalnızca geçmişi anlatmaz. Geleceği de kapatır.

"Artık çok geç."

"Benim yaşım geçti."

"Benden bir şey olmaz."

"Başkaları çoktan yaptı."

Bu düşünceler insanı harekete geçirmek yerine donmasına hatta gerilemesine neden olabilir.

Oysa hayatın birçok alanında tek bir doğru zaman yoktur.

Bir mesleğe başlamak için.

Yeni bir eğitim almak için.

Bir beceri öğrenmek için.

Yeni insanlarla tanışmak için.

Bir alışkanlığı değiştirmek için.

Kendimize yeni bir yön çizmek için.

Bazen insanın hayatındaki en önemli başlangıç, takvimdeki en "doğru" yaşta değil, hazır olduğu yaşta gerçekleşir.

Kendi bahçemize bakmayı öğrenmek

Başkasının bahçesini sürekli izlerseniz kendi bahçenizde ne olduğunu fark edemezsiniz. Bu nedenle zaman zaman gözümüzü dışarıdan içeriye çevirmek gerekir.

Bugün neyim?

Dün neydim?

Neyi öğrendim?

Neyi artık yapamıyorum?

Neyi artık yapmak istemiyorum?

Neyi daha iyi yapıyorum?

Nerede sınır koymayı öğrendim?

Hangi konuda daha cesurum?

Bunlar küçük sorular gibi görünür. Ama gerçek gelişimi ölçmek için oldukça değerlidir.

Çünkü gelişim her zaman daha fazlasına sahip olmak değildir.

Bazen daha az korkmak.

Daha az açıklama yapmak.

Daha kolay "hayır" diyebilmek.

Kendimizi daha az başkalarıyla kıyaslamak.

Kendi seçimlerimizin sorumluluğunu almak.

Ve gerektiğinde yeniden başlamak da büyümektir.

Eğrelti otunun huzuru

Belki hayatımızın en yorucu taraflarından biri, sürekli bir yere yetişmeye çalışmamızdır. Bir hedef tamamlanır, yenisi gelir. Bir başarı elde edilir, daha büyüğü beklenir. Bir sorun çözülür, başka bir sorun ortaya çıkar. Bu döngü içinde insan bazen durmayı unutabilir.

Oysa doğada büyümenin tek biçimi hız değildir.

Bazı canlılar genişler.

Bazıları yükselir.

Bazıları kök salar.

Bazıları bulunduğu yere uyum sağlar.

Bazıları sessizce çoğalır.

İnsan da kendi hayatında bunlardan herhangi biri olabilir.

Belki bugün çınar gibi gökyüzüne yükselmiyorsunuz. Belki yalnızca köklerinizi güçlendiriyorsunuz.

Bu da büyümektir.

Belki hayatınız dışarıdan çok değişmiş görünmüyor. Ama kendinizi daha iyi tanıyorsunuz.

Bu da büyümektir.

Belki henüz istediğiniz yerde değilsiniz. Ama artık istemediğiniz yerde olmadığınızı biliyorsunuz.

Bu da büyümektir.

Hayatımızı başkalarının takviminden okumayı bıraktığımızda üzerimizdeki görünmez baskının bir kısmı azalır. Çünkü artık "Neden onun kadar hızlı değilim?" sorusunun yerine daha anlamlı bir soru koyabiliriz:

"Benim için doğru büyüme biçimi ne?"

Belki biraz daha yavaş. Belki biraz daha sessiz. Belki birkaç kez yön değiştirerek. Belki herkesin alkışlamadığı ama bizim içimizde anlam taşıyan bir yoldan.

Eğrelti otu çınar olmadığı için eksik değildir. Çınar da eğrelti otu olmadığı için eksik değildir. İkisi de doğanın kendi düzeni içinde var olur.

Belki insanın huzuru da tam burada başlar:

Kendisine başka birinin hayatını ölçü olarak koymayı bıraktığında.

Çünkü bazı hayatlar gökyüzüne doğru yükselerek büyür. Bazıları ise toprağa daha derin kökler salarak. Ve bazen dışarıdan hiç değişmiyor gibi görünen bir insan, içeride hayatının en büyük dönüşümünü yaşıyor olabilir.

O yüzden bugün kendinize biraz daha şefkatli bakın.

Henüz filiz vermediyseniz, belki kökleniyorsunuzdur. Henüz yükselmediyseniz, belki güçleniyorsunuzdur. Henüz yetişemediyseniz, belki de zaten kendi yolunuzda ilerliyorsunuzdur.

Ve belki huzur, sonunda başkasının ağacına bakmayı bırakıp kendi bahçemizi fark ettiğimiz yerde başlar.


Yorumlar